




|
||||||||
![]() |
Dursun Biran YILMAZ | |||||||
| Sibel KUBALOĞLU | ||||||||
| mediaworldreklam@gmail.com | ||||||||
Birol Öztürk abim Dursun'u yazdı. O kadar güzel yazmışki bende burda bu yazıya yer vermek istedim.
Gündem belirlemeyi, gündeme gelmeyi, gündemde kalmayı çok severdi Dursun… Şimdi öyle bir gündem belirledi, gündeme geldi ve gündemde kaldı ki, faça izi yanağımda… “Biran” ı öyle çok kullanmazdı “Dursun” deyip dururdum. Durmadı… Gitti! Bir an baktı Biran ve durmadı, gitti! Pandemi günleriydi! Vaka ve ölü sayısının pik yaptığı o günlerdi… Basın mensupları dışında neredeyse herkese yasaktı gökyüzü altında yürümek, hafta sonları. Motosikletiyle dayandı kapıya Dursun, doldurmuş nevaleyi “abim, içime sinmedi, tedarikli değilsindir diye düşündüm” dedi, kaskının kayışını yine bağlamamıştı ve maskesi de yoktu! Otuz yıla yaklaşan iş hayatım boyunca hep ajanda kullandım ve kullanmaktayım. Günlük işlerimi, planlarımı, notlarımı ve günün mühim mevzularına dair gazete kupürlerini bu ajandalarda biriktirir ve biteni de saklarım. “Dursun, ben ölünce bu ajandalar senin olacak. Bu kentte yaşadığım yıllara dair nostaljik haberlere asli kaynak yaparsın” dedim. Canım benim nasıl sevindi. O kadar emindik ki tevellüt itibarıyla ondan önce öleceğime… 26 Eylül 2026 tarihinde asistanı Dilara arayıp “abi duydun mu?” diyebildi… Duymamıştım, htim! Ölüm sadık kalmamıştı randevusuna, Dursun’a babaocağında helâllik vermek de ne la! Olur mu be! Olur mu hiç! Dursun’un ardından Dursun’a dair bir şeyler yazamam sanıyordum. Sonra aklıma annesi Hayriye ablanın vefatı ardından ettiğimiz sohbet geldi. “Belki öyle bir makam var ki, annen oradan seyrediyor seni ve onun hakkında edilen her güzel sözle şâd oluyor ruhu” demiştim, teselli mahiyetinde. Öyle inandı, öyle inandı ki buna canım benim, annesinin hatıralarını bir anı albümü hâline getirmeyi planlıyordu, ruhu çok mutlu olsun diye ama şimdi Dursun hatıra oldu! Belki de harbiden la, harbiden vardır öyle bir makam ve Dursun, tüm yaralarından arınmış, tüm sızıları kesilmiş, tüm ağrıları dinmiş oradan bize bakıyordur, çok sevdiği sigarasını tellendirerek… İşte sırf bundan ötürü, sırf bundan ötürü yazmasam ölürdüm, delirirdim. Ölüm, tüm kusurları yok eder, tüm eksikleri tamamlar, tüm hataları onarır… Dursun, artık kusursuz, eksiksiz ve hatasızdır! “Rakıyı susuz içince günahı yok” dedim. “Yapma abi, çarpılacağız şimdi” dedi. “Yok be oğlum kitapta yeri var” dedim, zinhar şirk koşmadan. “Tövbe ya” dedi, masum ve mutlak bir inançla. “Harama helâl katmayacaksın oğlum… Yok mu kitapta yeri” dedim. “Eeee” dedi. “Eeesi şu, rakıya su katmadan içeceksin” Kah kah gülüştük! Gülüşü ve gülerken tükürüğünün genzine kaçışı, kuru kuru öksürmesi… Ah ah! Kendisiyle barışıktı. Fiziksel özelliklerini asla dert etmez ve “ben, benim” diye yaşardı. Buna da bayılırdım. Mevzu derin olunca, o peltek dili dolanırdı ve aynı anda basardık kahkahayı, sonra sade Türk kahvesinden bir yudum, kapalı yerlerde sigara içme yasağını takmadan sigarasından bir nefes çekerdi. O peltek, ben ışık hızıyla konuşur ve çok da iyi anlaşırdık! Ya aslında her şey yoluna girmişti be! Ekonomik darboğazı aşmış, çok sıkı bağlantılar yapmıştı. Yahu belki bir “fon” kadar kazanmıyordu ama damlıyordu ve o damlanın istikrarı vardı! Adım adım yaklaşıyordu hayallerine ve değerler biriktiriyordu, solmayan cevahiriyle… Nazar değdi çocuğa! 9 Eylül 2026 tarihinde öğlen saatlerinde, o lanet motosikletine otomobil çarptı. Kayışını bağlamadığı kaskı fırladı; başı asfalt zemine çarptı. Ağır hasar alan beyni hep kanadı… Kanayan beyni ve vücudunda muhtelif kırıklarla tam 17 gün yoğun bakımda direndi Dursun! Olmadı! Olmaz işler geldi başa! 27 Eylül 2026 günü, evlilik yıldönümünde, dualarla, kalabalıklarla, ah eller üstünde gitti Dursun! Bir an bile durmadı Dursun Biran… Ah canım! Bana bunları yazdırdın ya, canın cennete çocuk, canın cennete! |
||||||||
| Etiketler: Dursun, Biran, YILMAZ, | ||||||||
|
